Dert Çuvalı Omuza Hafif Gelmez
İnsan kaygıları, çuvaldan dışarı sarkan iplerdir; fark edilmese de yürürken ayağına takılır.

Yazılar
İnsan kaygıları, çuvaldan dışarı sarkan iplerdir; fark edilmese de yürürken ayağına takılır.

Oysa büyümenin vites kolu elinde kaldığından beri darbeler hep emniyet kemerinin olmadığı taraftan gelmişti.

Zihnimizde canlandırdığımız, üzerinde özgürce müdahale etme imkânı bulduğumuz ve tüm duygularımızı sakladığımız o sahne arkası, nasıl olur da somut bir varlık kazanır?



Cama vuran yağmur damlalarını izlemek, bir fincan kahveden çıkan dumanın süzülüşünü seyretmek veya rüzgârda sallanan bir ağaç yaprağına takılıp kalmak… O an, geleceğe dair hiçbir plan veya geçmişe dair hiçbir pişmanlık yoktur.

Sahnede ışıklar söndü, perde kapandı; ama ben hâlâ o bitmeyen bekleyişin nöbetindeyim. Tıpkı Nazım’ın Piraye’si gibi; mağrur, derinden ve sessizce...

Soruyorum şimdi: Bu hıçkırarak yağan gökyüzü mü, yoksa kalplere sığmayarak taşan, duvarları yıkan o çaresiz özlemler mi?

Şimdi sor kendine, sen hangisisin? Hayatı şekillendiren mi, yoksa hayatın şekillendirdiği mi?

Bandırma Vapurunun güvertesinde, ufku bir bıçak gibi kesen bir çift mavi gözle karşılaştım.

Bu ev artık sadece dört duvar ve bir çatı değil, zamanın durduğu, anıların ise can bulduğu bir müze gibidir.

O an anladım ki ben sadece bir misafirdim senin kalbinde. Hani o gitme vakti geldiğinde ev sahibinin gözlerine yerleşen huzursuz bir sabırsızlık vardır ya; işte onu çok geç fark ettim.

