Deniz... Arkadaşım deniz. Hırçındı. Günlerce, aylarca... Derdi çoktu. İçine atıyordu. Eczaneye gidip ilaç almaya gidecek zamanı da yoktu dermanı da. Üstündeki köpükleri içmekten karaciğeri iflas etmişti. Yaşamından tuzu azaltmalıydı ama yapamıyordu. Kuzeni Karadenize imreniyordu.Onun sağlığı daha iyiydi sadece katil olmasına üzülüyordu. Neyseki kendisi çok can almıyordu. Yalnızdı. Kimse onu anlamıyordu. Herkes üstüne geliyordu. Balıklara, yosunlara, balinalara yatak oluyordu. Neler görüyor, neler yaşıyordu.
Bazen kırmızı , bazen yeşil renge bürünüyor, kafası karışıyordu. Her mevsim insanlara hizmet etmekten yoruluyordu. Yaz ayının gelmesini istemiyordu. Güneşin kavurucu sıcaklığı tüm bedenini yakıyordu. Gündüzleri sevmiyordu. Kalabalık et yığınları üstünde tepiniyor, sakat bırakıyordu...
Geceleri ise yorgunluktan zor uyuyordu. Omzundan ayak bileklerine kadar ağrılar içindeydi. Hiç izin günü yoktu. En keyifli zamanlarını üstüne vuran yakamozla bir şişe rakı devirip sohbet ederek geçiriyordu. Bu zaman en mutlu olduğu, güldüğü zamandı. Ah denizim...güzel denizim.. renkli deniz...Sen çok yaşa tuzunla, beyazınla, hırçınlığınla, gülümsemenle... Kusura bakma ama bu yaz yine seninleyiz.





Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Çok komprdan tebrik eserim.
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
👏👏👏
Değişik ve güzel bir yazı olmuş eline sağlık okurun bol olsun
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Teşekkürler nilden
Kaleminize sağlık.👏👏👏
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Teşekkür ederim
Deniz burada sadece doğa değil, yorulan ve sömürülen bir varlık gibi konuşturulmuş. Metin, onu insanlaştırarak tükenmişlik ve sürekli kullanım fikrini güçlü bir alegoriye çeviriyor. En vurucu yer ise “Hiç izin günü yoktu” cümlesi; tüm yazının altını tek darbede açıyor.
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Teşekkür ederim