YazYorum
Deneme24 Haz 2026

Ağır Gelen

"​Öfkenin ve kinin tamamen sebepsiz olmadığı, aslında bu duyguların çoğu zaman insanın kendisini koruma biçimi olduğu unutulmamalı."

Aybike Kazak|24 Haziran 2026|2 dk okuma
65 görüntülenme|4 yorum

Çocukken taşımaman gereken sorumlulukları taşımak zorunda kalan insanlar çoğu zaman iki şeyi aynı anda yaşarlar: Bir yandan çok güçlü görünürler, diğer yandan içlerinde hiç dinmeyen bir kırgınlık taşırlar. Çünkü çocukluklarında hak ettikleri korumayı, anlayışı ve adaleti görememişlerdir.

​Öfkenin ve kinin tamamen sebepsiz olmadığı, aslında bu duyguların çoğu zaman insanın kendisini koruma biçimi olduğu unutulmamalı.

"Bana yapılan yanlıştı" diyebilmenin bir yolu olur bu. Çünkü yaşananları görmezden gelmek ya da normalleştirmek insanın doğasına aykırıdır; bu yüzden öfke çok anlaşılır bir şey.

​Öfke bazen bizi korur, evet. Ancak yıllarca elde tutulduğunda, bir süre sonra artık sadece bizi koruyan bir kalkan olmaktan çıkar, ağırlığa dönüşür. O andan sonra sana haksızlık edenlerin yükünü onların yerine sen taşımaya başlarsın. Onlar hayatlarına devam ederken, sen her gün o yaraların nöbetini tutarsın.

​Affetmek zorunda değilsin.

(Gerçekten değilsin)

​Affetmemek de bir seçimdir.

Ancak yaşananların hayatının merkezinde kalmaya devam etmesine izin vermemek başka bir şeydir. Çünkü içindeki küçük çocuğu korumak bazen öfkeye sarılmakla değil, artık onun yükünü omuzlarından yavaşça indirmekle mümkün olur.

​Bazen sadece "he" deyip geçmek...

Bu bir boyun eğme değil, ruhunun kendini koruma biçimi.

Bence bu büyük bir farkındalık.

​İnsan bazen de herkesle savaşmayı bırakır. Çünkü haklılığını kaybettiğinden değil, enerjisini koruması gerektiğini anladığından. Her tartışmaya girmemek, her yanlışı düzeltmeye çalışmamak, her insana kendini açıklamamak bir zayıflık değildir. Bazen en büyük güç;

"Kimin ne düşündüğünü artık sırtımda taşımayacağım," diyebilmektir.

​Çok yorulmuş ama hâlâ kendisini terk etmemiş bir insanın sesi bu.

Belki şu an tamir edilmesi gereken her şeyi aynı anda çözmeye çalışmana gerek yoktur.

​"Benim yaşadıklarım gerçekti.

Bana yapılan haksızlıklar da öyle.

Ve artık bunların yükünü tek başıma taşımaktan yoruldum."

​Bunu itiraf etmek bile bazen iyileşmenin başladığı ilk yerdir.

Tartışma

Yorumlar

4 yorum

Yoruma katılın

Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.

Bu metin “öfke”yi duygusal bir patlama değil, psikolojik bir hayatta kalma stratejisi olarak ele alıyor. En değerli tarafı da burada: duyguyu suçlamıyor, onu anlamlandırıyor. Ama metnin asıl kırılma noktası ikinci yarıda geliyor. Öfke artık haklılık meselesi olmaktan çıkıyor ve yük taşıma biçimine dönüşüyor. Yani düşman dışarıda değil, içeride biriken süreklilik. “Affetmek zorunda değilsin” cümlesi ise metnin en sert ve net damarı. Burada yumuşatma yok, direkt bir gerçek var: affetmek bir zorunluluk değil. Bu netlik metne güç veriyor. Son kısımda ise yazı bir öğüt metnine evriliyor ama bunu didaktik yapmıyor; daha çok iç konuşma gibi. Özellikle “kimin ne düşündüğünü sırtımda taşımayacağım” çizgisi, metni kapatan bir özgürleşme cümlesi gibi çalışıyor. Genel olarak bu yazı bir travmayı anlatmıyor; onunla nasıl yaşanacağını tartışıyor. Kalemine yüreğine sağlık

Yanıt yaz

Yanıt yazmak için giriş yapın.

Aybike Kazak|

Değerli yorumunuz için teşekkür ederim 😊🙏🏻🪷

Devam et

Benzer yazılar

Deneme24 Ağu 2026

İçselleştirilmiş Çelişki

Zonguldak’taki çıplak nefret ile Ergani’deki o yaralı vicdan refakati, birbirine zıt iki ayrı kutup değil, aynı çarkın dişlileridir. Biri sistemin fiziksel ve dışlayıcı şiddetini kuşanırken, diğeri aynı sistemin mağdurlaştırdığı topluma "kusursuz olma" yükümlülüğü dayatan o ağır ruhsal prangadır.

Hatice Özhan·3 dk·0·81
Deneme23 Ağu 2026

Hayali bir sınıf yaratmak

Vesayetçi akıl sürekli şu kalıplaşmış formüle başvurur: Halkın kendi başına bilinçli bir talepte bulunamayacağı, arkasında mutlaka çıkar odaklarının (ağalar, şeyhler, burjuvalar ya da dış güçler) yer aldığı ve kitlelerin sürekli kandırıldığı varsayılır.

Hatice Özhan·4 dk·0·167