Çamurun Rengi
Dostoyevski’den Camus’ye, Clarissa Pinkola Estés’ten Frida Kahlo’ya uzanan; sevgi, bağımlılık ve yeniden başlayabilme cesareti üzerine bir deneme.

Kategori
335 yayınlanmış yazı
Dostoyevski’den Camus’ye, Clarissa Pinkola Estés’ten Frida Kahlo’ya uzanan; sevgi, bağımlılık ve yeniden başlayabilme cesareti üzerine bir deneme.





Biliyorum, her şey kişisel bir affedişle başlıyor; ama orada durduğumuz sürece eksik kalıyoruz. İnsan, kendi içinde kuramadığı barışı başkalarıyla da kuramıyor. Bugün bunun en görünür hâllerinden biri ise, birbirimize çoğu zaman ekranların ardından seslendiğimiz dünyada karşımıza çıkıyor...

Hayatın vadedilmemiş bir kiralık daireden ibaret olduğunu hatırlatan ölümün gölgesinde, masumiyetini kaybetmiş bir dünyada kendi karanlığına kucak açarak motorunu gün doğumuna doğru süren yalnız bir ruhun içsel ve felsefi hesaplaşması.

Bazı yolculuklar vardır; insan bir şehre değil, kendi içine gider… Ege’nin ortasında başlayan o deniz yolculuğunda, rüzgârın ve sessizliğin arasında Samos’a ulaştım. Pisagor’un heykelinin karşısında uzun süre durdum. Heykelde barınan bir sırrın ölümsüzlüğünü gördüm. Bu sır nedir? Peki...

Genel olarak karşılaştığım manzara şu; neredeyse hiç kimse ALLAH ( c.c) yanyana poz dahi vermek istemiyor...

Sayfa 13 / 38
