Sevgisiz ailelerin sevgisiz büyüyen çocukları gördükleri en ufak ilgi kırıntısını sevgi zanneden, her yıkıldığında bir darbe de çevresinden yiyen yıkık kız çocukları.
Ne kadar çabalasak da olmuyor değil mi, değiştirmeye çalıştıkça, düzeltmeye, mutlu olmaya çalıştıkça bir darbe daha yiyoruz. O darbelerin altında eziliyoruz.
Hayat o kadar acımasız ki o kadar yıpratıyor ki benliğimizi, ben nerede hata yaptım ne günahım vardı da bunları yaşıyorum diyoruz. Kim bilir belki de suçlunun biz olduğumuza inandırılmış günahsız bedenleriz.
Bize yüklenen ama bize ait olmayan vicdan azaplarının altında yıkılıp kalmış ufacık omuzlardan ibaretiz. Suçlu hiçbir zaman biz olmadık ama en suçlu gördüğümüz kişi kendimizdik. Hayat böyle nasıl geçecek vicdan azabının yükünün ağırlığıyla nasıl ilerleyecek. İstediğin kadar büyü istediğin yaşa gel hataların altında kalmış ufacık bir çocuk olduktan sonra yaşadıkların nasıl aklından çıksın ki nasıl baş edeceksin onca şeyle onca yükle.
Hayat işte deyip geçiyoruz hayatın ne kadar acımasız olduğunu bilmeden bizi hangi sınavlarla baş başa bırakacağını bilmeden. Ne kadar yalnız kalınabildiğini görmeden, hissetmeden, farkına varmadan.
Yalnızlık peki onca kalabalığın içinde yalnız hissetmeyi nasıl aşacağız. Fazlasıyla yalnız bırakılmış bir çocuk yalnızlıktan zevk alır mı yalnız kalabilir mi veya çok kalabalık bir bedende yalnız bir ruhsa ruhu yalnızlar ne yapacak ruhu çocuk olanlar nasıl yaşayacak, kalabalık onlara yük olmayacak mı hata diye düşündüğü şeylerin onunla ilgili olmadığını anladığında başını yaslayacak bir omuz bulabilecek mi? Bulduğu omuza güvenip yaslanabilecek mi? Güven duygusu bir kez kırıldığında toplamak zaten zorken hiç güven duygusu oluşmayanlar ne yapacak güvenemeyip daha da yalnız kalarak yalnızlığı iliklerinde mi hissedecek, sönmeyen bir ateşin altında enkaza mı dönecek yoksa küllerinden doğmak için sonuna kadar yanacak mı hangisi daha kötü hangisi daha zor kurtarılmayı beklemek mi kendini kurtarmak için sonuna kadar tükenmek mi yakan taraf da bu arafta kalmak.
Can çıkmayınca ruh da çıkmaz derler kayıp beden kayıp ruh çıkan can kimin canı o zaman. Senin mi çocukluğunun mu duygularının mı düşüncelerinin mi?
Hayatın içinde her şey var acı da mutluluk da sevda da hüzün de peki bizler hangilerini omzumuza yük yapıyoruz mutlulukları mı sevinçleri mi güzel günleri mi acıları mı?
Acı acıtmadan yaşanmıyor hayat duraksamadan ilerlemiyor. Ama bizi biz yapan da o duraksamalar durup dinlenmek düşünmek insana olgunluk katıyor. Hayata yeniden başlama düştüğün yerden daha güçlü kalkma arzusu veriyor ya da bir depresyona sürüklenip acının içine çektiği bataklıkta kalıyorsun. Kafan karışır duvarlar üstüne gelir bir bakmışsın dalıp gitmişsin.




Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
İlk yorum için alan hazır
Bu yazı hakkındaki ilk düşünceli yorumu siz yazabilirsiniz.