Nereye saklandı bu güneş, doğmayacak mı bu sabah?
Bazı sabahlar vardır; insan gözlerini açtığında yalnızca gökyüzünün değil, kendi içinin de karanlık olduğunu hisseder. Pencerenin önüne gelir, ufka bakar ve günün ilk ışığını arar. fakat gökyüzü sessizdir. Bulutlar ağırdır. Rüzgâr bile sanki bir yerlere çekilmiş, konuşmayı bırakmıştır. Böyle zamanlarda insanın aklına çocukça ama derin bir soru gelir: Nereye saklandı bu güneş?
Belki de bu soru yalnızca gökyüzüne sorulmaz. Hayatın yükü ağırlaştığında, dost sofraları eksildiğinde, yollar uzayıp yalnızlık çoğaldığında da aynı soru başka biçimlerde çıkar karşımıza. Nereye saklandı neşemiz? Nereye gitti eski günlerin sıcaklığı? Bir zamanlar içimizi aydınlatan o güven, o sevinç, o heyecan şimdi neden görünmez olmuştur?
İnsan, karanlığın içinde kaldığında ışığın varlığını unutmaya meyillidir. Bulutları görünce güneşi yok sanır. Oysa gökyüzünün en eski sırrı şudur: Güneş hiçbir yere gitmez. Bazen yalnızca görünmez olur. Bulutların arkasında bekler. Tıpkı umut gibi... Tıpkı sabır gibi... Tıpkı zaman zaman kaybettiğimizi sandığımız cesaret gibi.
Hayat da mevsimler gibi işler. Her gün bahar değildir. Her yol çiçeklerle süslenmez. Bazen insanın önüne uzun ve sessiz kışlar çıkar. Bir türlü bitmeyecekmiş gibi duran günler yaşanır. Beklenen haber gelmez, kurulan hayaller ertelenir, bazı kapılar yüzümüze kapanır. Böyle anlarda gece uzadıkça uzar. Saatler ağırlaşır. Zamanın yürüdüğüne değil, sürüklendiğine inanırız. Fakat tam da o anlarda fark etmediğimiz bir şey vardır: Şafak, karanlığın en koyu olduğu yere en yakın noktada beklemektedir.
Doğa bunu her gün tekrar eder. Gece ne kadar uzun olursa olsun, sonunda göğün bir yerinde ince bir aydınlık belirir. Önce belli belirsiz bir çizgi hâlinde görünür. Sonra ufuk yavaş yavaş renklenir. Karanlık geri çekilir. Kuşlar ses vermeye başlar. Dallar kıpırdar. Dünya yeniden nefes alır. O an anlarız ki gece aslında kazanamamıştır. Sadece biraz oyalanmıştır.
Belki insanın hayatındaki umut da böyledir. Kaybolmaz; yalnızca bazen görünmeyecek kadar uzağa çekilir. Biz onu yitirdiğimizi sanırken o, içimizin derin bir yerinde sabırla bekler. Sonra bir sözde, bir dost elinde, bir hatırada ya da sıradan bir sabahın ilk ışığında yeniden ortaya çıkar.
Bu yüzden bugün gökyüzüne bakıp aynı soruyu sorsak bile korkmamalıyız:
Nereye saklandı bu güneş, doğmayacak mı bu sabah?
Biliriz ki bazı sabahlar geç gelir. Ama güneş, ne kadar gecikirse geciksin, sonunda mutlaka ufka dokunur. Ve insan, en çok da uzun süren gecelerden sonra ışığın kıymetini anlar.


Tartışma
Yorumlar
Yoruma katılın
Yorum yazmak için hesabınıza giriş yapın veya yeni bir hesap oluşturun.
Gelişim odaklı bir yazı olmuş insanı kendine ayna eden etkisi var yüreğinize sağlık 👏
Yanıt yaz
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Aynada kaybolma telaşı